Monday, 27 April 2009

Interview with Cengiz Onural (İncesaz)



Here is an interview made with Cengiz Onural, from İncesaz. I want to thank Filiz very much for her English translation.

You were once a member of Yeni Türkü. Later, you have continued your musical career with İncesaz, which you formed together with Murat Aydemir and Derya Türkan. Can you tell us how you decided to form İncesaz and how the group has reached its present state?
Murat Aydemir and Derya Türkan wanted to work with me while recording their first Turkish Classical Music album “Ahenk”. That’s how we met. I realized that these two musicians had the noble traditional attitude towards music that I was longing to see and they discovered my intention to try new things, so we started strumming together. Then, over the years, some other very qualified musicians, who you are already familiar with, have joined us and the group has reached its final state.
How do you define the music of İncesaz?
First of all, I believe that a musician is incapable of defining his own music because he already expresses himself through his music. The rest is just empty talk. However, as I do not want to leave your question unanswered, I can explain “what we think about our own music”. The music of İncesaz is a blend of both traditional and universal modes, melodies, rhythms, tones accompanied with such instruments as klasik kemençe / politiki lyra (three-stringed fiddle), tanbur (Turkish long-necked lute) and kanun / kanonaki (zither). As we produce our music, we don’t restrict ourselves to the much debated matter of “east – west synthesis”. We use most aspects of the universal language of music, and say our word as freely as possible.
Your sixth album “Kalbimdeki Deniz” has recently been released. Can you tell us about your previous albums and your musical journey in time?
Since Incesaz have never been in the mainstream struggling with money and power, we have always sung songs that are uniquely ours. Although the group have been exposed to moral pressure after the first few albums, Incesaz, with its stringed instruments quartet, “baglama”s, tangos and symphony orchestra, presisted in making its own music. We have never troubled ourselves with whether a song would be popular or what our fans would think. In this sixth album we have also included some of our songs we have long ignored.

In “Kalbimdeki Deniz” the soloists are Dilek Türkan and Bora Ebeoğlu. In your previous albums, you worked with again Dilek Türkan as well as Melihat Gülses and Cengiz Özkan as soloists. Can you tell us how working with different singers contributes to your music?
I believe that every single individual is a universe within himself and that the musical language of Incesaz is completely universal. I also believe that any musician who has contributed to us through their voices and breaths has tremendously enriched our music. I would like to take this opportunity to, once again, thank all these people who I truly love and admire.
Incesaz has a wide range of fans. You don’t have any videos. We don’t see you on TV either. You keep in contact with your fans via concerts only. We can conclude that you intentionally prefer to take a back seat rather than be in the public eye. Why is that so?
As I have previously mentioned we, as a group, do not exist in the mainstream struggling with money and power. In order to take part in the mainstream, which can also be called as populism, you have to fulfill some requirements, make concessions and play the game by the rules. As we do not take part in this game, we have the freedom to say “You play your game!”. In my opinion, this freedom is much more valuable than the benefits that “dancing with wolves” would bring.
Can you also inform us about the forthcoming projects of İncesaz? Do you have any plans for a concert in Greece?
There are three bands in Greece that we have close relations with. Dromos, Romeiko Ensemble and Hainides, with whom we have been friends and have given concerts for many years. We have been working together with Grigoris Vassilias of Dromos, the bouzouki player, and Grigoris Bialis of Romeiko for such a long time that we have even become like brothers. We have been invited to perform in several Greek festivals this summer (2009) together with Dromos and we have immediately accepted. If we can realize this project, it is going to be an amazing experience. Apart from that, Derya Türkan, the “kemençe” virtuoso of İncesaz, in collaboration with the Greek “kemençe” virtuoso Sokratis Sinopoulos, give “kemençe” lessons in Crete every year to students from Greece and many other parts of the world. I also intend to attend those classes this year.
Apart from İncesaz, you have also been playing Rebetiko, İzmir music (Smyrneiko) and Zeybek music with Muammer Ketencoglu and Zeybek Toplulugu. What led you to this genre of music?
I love Greek culture and music so much that one could almost think I have Greek origins. This love is the main reason for all these musical activities. I not only perform this genre but I also go to Greece very often to visit prominent musicians, some of whom are close friends of mine, and I try to benefit from their knowledge as much as possible.
Can you share with us your thoughts regarding the blog, “Greek Turkish Friendship Through Music” and the group on facebook?
It is only love that unites us, nothing else. Neither interests, nor power….Nothing is more precious than this.



Cengiz Onural’ı Yeni Türkü grubundan tanıyoruz. Sonrasında Murat Aydemir ve Derya Türkan’la birlikte kurduğunuz İncesaz grubuyla müzik yaşamınızı devam ettirdiğinizi biliyoruz. Bize kısaca İncesaz’ın oluşum öyküsü ile bugünlere nasıl geldiğinizden bahsedebilir misiniz?
Murat Aydemir ile Derya Türkan Ahenk isimli ilk klasik Türk Müziği albümlerinin kayıtlarını benimle yapmak istemişler. Böylelikle tanışmış olduk. Ben onların, özlemini duyduğum soylu geleneksel tavra sahip olduklarını, onlar da benim yeni bir şeyler yapma niyetimi görünce birlikte tıngırdamaya başladık. Sonra yıllar içinde şimdi isimlerini bildiğiniz değerli müzisyenlerin de katılmasıyla bugünkü halimizi aldık. (www.incesaz.com)
İncesaz olarak yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, kanımca, bir kişi veya grup kendi müziğini tanımlamakta aciz kalır. Çünkü o sözünü müzikle zaten söylemektedir. Fazlası boş laftır. Ancak sorunuzu cevapsız bırakmak yerine “kendi müziğimiz hakkında düşündüklerimizi” şöyle ifade edebilirim: İncesaz bir yandan geleneksel müziğimizin makam, ezgi, ritm ve tınılarını, klasik kemençe, tanbur ve kanun sazlarının icra tavırlarını korurken, diğer yandan da evrensel armoni, ezgi, ritm ve tınıları müziğinde bir arada barındırıyor.
Müziğimizi üretirken yüzyıllardır tartışılan “doğu – batı sentezi” parantezine sıkışıp kalmıyoruz. Kendi müzikal ifademiz için doğru bulduğu evrensel müzik dilinin çoğu unsurunu kullanarak sözümüzü olabilecek en özgür biçimde söylemeyi seçiyoruz.
Geçtiğimiz günlerde 6. albümünüz olan “Kalbimdeki Deniz” yayınlandı. Geriye dönüp hazırladığınız albümlere baktığınızda nasıl bir müzikal yolculuk olmuş, biraz anlatabilir misiniz?
İncesaz para ve iktidarla cilveleşen ana arterde yer almadığı için daima ve yalnızca kendi türküsünü söyledi. Birkaç albüm sonra oluşmaya başlayan “muhipler” her ne kadar grubun üzerinde bir manevi baskı kurmayı başardılarsa da, İncesaz gâh bir yaylı çalgılar dörtlüsüyle, gâh bağlamalarla, gâh tangolarla, gâh senfoni orkestrasıyla birlikte tıngırdayarak sözünü söyledi. “Bizi sevenler ne der?”, “Tutar mı?” gibi teraneler hiç ayağımıza dolanmadı. Bu altıncı albümde de epeydir bir kenara attığımız kendi şarkılarımıza yer verdik.
“Kalbimdeki Deniz”de solistleriniz Dilek Türkan ve Bora Ebeoğlu. Daha önceki albümlerinizde solist olarak yine Dilek Türkan, Melihat Gülses ve Cengiz Özkan’la çalışmıştınız. Farklı isimlerle çalışmanızın müziğinize olan katkılarını anlatabilir misiniz?
Ben her insanın bir dünya, bir evren olduğuna, İncesaz’ın söylediği sözün evrensel olduğuna, bize sesi ve nefesiyle katılan her değerli solistin müziğimize paha biçilmez bir zenginlik kattığına inanırım. Çok inandığım, çok sevdiğim, hayranlık duyduğum bu kişilere bu bahaneyle bir kez daha teşekkür etmek isterim.
İncesaz toplumun pek çok farklı kesiminden oluşan geniş bir hayran kitlesine sahip. Hiç klip çalışmanız yok, TV programlarında görmüyoruz. Hayranlarınızla olan iletişiminizi sadece konserlerinizle sürdürüyorsunuz. Sizin çok göz önünde olmaktansa daha geri planda olmayı tercih eden bir grup olduğunuzu söyleyebiliriz. Neden?
Biraz önce belirttiğim gibi biz para ve iktidar ile cilveleşen ana arterde yer almıyoruz. Popülizm olarak da adlandırılabilecek bu ana çizgide kalmak için, bazı gereklilikleri yerine getirmeli, bazı tavizleri vermeli ve oyunu kurallarına göre oynamalısınız. Biz bu oyunda olmadığımıza göre, “Oyununuz sizin olsun!”, diyebilme özgürlüğüne sahibiz. Bana göre, bu özgürlük, “kurtlarla dansın” getireceği nimetlerden çok daha değerli.
İncesaz’ın gelecek projelerini de biraz öğrenebilir miyiz? Programda Yunanistan’da konser bulunuyor mu acaba?
Yunanistan’da çok yakından gönül bağımız olan üç grup var. Yıllardır dost olduğumuz, birlikte konserler verdiğimiz Dromos, Romeiko Ensemble ve Hainides. Dromos’un lideri buzuki sanatçısı Grigoris Vassilas ve Romeiko’nun lideri Giorgios Bilalis ile uzun zamandır tanışıyor ve çalışıyoruz. Öyle ki her ikisiyle de kardeş kadar yakın dost olduk. Bu yaz (2009 yazı) Dromos ile birlikte çeşitli Yunanistan festivallerine katılma teklifi aldık ve gözü kapalı kabul ettik. Eğer gerçekleşirse, bizim için muhteşem bir deneyim olacak.
Ayrıca İncesaz’ın kemençe üstadı Derya Türkan, her sene Girit adasında Yunanistan ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen öğrencilere yunanlı kemençe sanatçısı Sokratis Sinopulos ile birlikte kemençe dersi veriyor. Bu sene ben de bu derslere katılmaya niyetliyim.
İncesaz haricinde Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğunda Rebetiko, İzmir ve Zeybek müziği üzerine çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Sizi bu tür müziğe yönelten neydi?
Neredeyse bir yanım Yunan dedirtecek kadar Yunan kültürünü ve müziğini severim. Bütün bu çalışmalar bu sevgiden kaynaklanıyor. Bu müziği yapmakla kalmam, sık sık Yunanistan’a seyahat eder, bazıları yakın dostum olan değerli müzisyenleri dinlemeye ve feyz almaya bakarım.
Facebook’taki Greek Turkish friendship with Music Grubu ve bloğumuz ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bizi sevgiden başka bir araya getiren bir şey yok. Ne çıkar, ne iktidar... Öyleyse bundan değerlisi yok.

3 comments:

Panagiotis said...

Great!!!!!!!!

Elif said...

euxaristo para poli

Zuhal said...

very good interview, wonderful group....thank you Elif